3 Ağustos 2010 Salı

Hayatın Log'ları

Log kavramı bilgisayar üzerinden insanlarla iletişime geçtiğimiz andan beri hayatımızda. Sohbet günlüğü veya konuşma geçmişi de diyebiliriz. Lakin irdelemek istediğim log'un tarihsel süreçteki gelişimi ve değişimi değil.

Log tutmak ve onları saklamak bir noktadan sonra takıntı haline geliyor. 5 senelik 7 senelik log'lar bulunabiliyor bazılarımızın arşivinde. Bunlar okunmuyor. Sadece orda duruyor. Sadece nostalji için oradalar. O zamanki acılarımızı ve sevinçlerimizi tazelemek için kullanıyoruz sadece. Hatalarımızla acı çekiyoruz. Adeta o ana saplıyor. İlerlemeni engelliyor. Anılar yük oluyor, anılar külfet oluyor bu sayede.

Hafızamız bizi yanıltır, buna şüphe yok. Ancak kronolojik takvim çıkartırken şaştığımızda başka tekniklerle o anları ve o kişileri su üstüne çıkarmak mümkün. Anları yaşatmam mümkün.

Ancak tarih bizi yanıltır. Anılar bizi sömürür. Hüzünler bizi eritir.

Ve geçmiş her zaman çarpılılarak sunulur. Biz bükeriz kendi tarihimizi. Yanlışlar ile doludur bu yüzden.

Geçmiş her sene biraz daha büyüyen bir sırt çantasıdır.
Geçmiş her sene biraz daha büyüyen bir mide ağrısıdır.

Nasıl eski logları açıp bakmıyorsak, geçmişimizi de okumuyoruz. Ancak bizim üstümüzde hakimiyeti daha fazla.

Çuvaldızı kendimize batırıp her gün boş bir sayfa gibi uyanmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder