Her gün onlarca binlerce insan çıkıyor karşımıza. Şişman, zayıf, gözlüklü, kel, at kuyruklu, beyaz, siyah, sarı, kızıl saçlı, sarışın, esmer, kumral, despot, megolaman, komünist, liberal, kapitalist, sosyalist, keynesyen, neo-nazi, yalnız, mutlu, üzgün... Buraya bütün sıfatları koyabiliriz. Hangisini isterseniz.
Peki kimlerin bunlara sahip olduğunu nasıl anlayabilirsin?
Gördüğün onlarca, binlerce kişiyi ilk görüşte hepsi belirli kategorilerde geliyor. Beyinde belirlenen bazı önyargılardan dolayı şekilcilik ağır basıyor. İnsanları ister istemez kategorize ediyoruz. Dinci, laik, ateist, aristokrat, burjuva, cahil, entel vb. İnsanlara yaklaşımımız da bu yönde oluyor. Onlarla iletişime geçeceğimiz zaman bunları kıstas alıyoruz. O önyargılarımız bize insanlarla iletişime geçerken kurcağımız dialogun temelini oluşturuyor.
"Merhaba" demeden önce aslında iletişim ve analiz başlamış oluyor.
Merhabadan sonra ise onu tartmaya, bilgi düzeyini ölçmeye başlıyoruz dış görünüşüyle kategorize ettiğimiz kişiyi. Bu sırada daha çok etiket ve kılıf takıyoruz kişiye.
"Ne zaman kendimizden bir şey anlatmaya karar veriyoruz? Ne zaman içimizi döküyoruz?" sorularına ise net bir cevap vermek mümkün değil. Belki hormonal belki psikolojik belki de sosyolojik orasını kestiremiyorum. Sahiden insanlarla neye dayanarak tanışıyoruz, nasıl samimi oluyoruz? Ortak hobiler, eğlenceler derseniz yemem bunu. Öyle bir şey değil arkadaşlık.
Arkadaş. dil olarak basitçe sözcük köküne indiğimizde karşımıza -daş eki geliyor. Geldiği kelimenin anlamının bir kitle için ortak olması durumu. Arka-daş. Adeta meydan muharebesinde sırt sırta dövüşmek.
Çok uzun bir süreç bu. Önyargıların en yüksek seviyede olduğu andan, önyargıların tabana vurduğu noktaya.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder