1 Haziran 2010 Salı

Her Şey Bir Otoportre

01/06/2010

Tek kollu çantaları sağ omzuma takar sol tarafımda tutarım.

Yuvarlak çerçeveli gözlük takarım.

Delik zar takarım sol bileğime.

Gömlek giyiyorum yaz kış.

Kendimi bildim bileli sırt çantası takıyorum. Sırt çantası takmadığımda eksik hissediyorum.

Hep bir inventory psikolojisi var bende. RPG'yi realiteye taşımak bu olsa gerek.

Geçmişim yok gibi. Çok az hatırlamak istediğim anım var.

Eskiden bir pencerem vardı, geceleri gizli gizli sigara içtiğim. Orayı çok seviyorum.

Eskiden sigara içtikten sonra yazı yazardım, harika bir histi.

5 senedir sigara içiyorum.

Yaklaşık 5-6 senedir alkol kullanıyorum.

Okulda hep vasat öğrenciydim. Her zaman çalışmak istemediğim için vasatı geçmedim.

Yaptığım işlerde çoğu zaman kendimi paraladım, baya üstüne düştüm.

Blog projeleri yürütüyorum.

2007'den beri blog tutuyorum.

Doğduğumdan beri kendi odam var.

Küçükken hatim etmediğim hayvan ansiklopedisi yoktu.

Lisenin son iki senesinde kopya çekerek teşekkür aldım. Hatta en sonunda takdir alacaktım.

Üniversiteye şansla girdim.

Ekosenin ve berenin yeri bi başka.

02/06/2010 güncellemesi:

Eskiden okey demeyi sevmezdim, hatta kıl olurdum. Onun yerine peki kullanırdım. Fakat şu an peki kelimesini sevmiyorum.

03/06/2010 güncellemesi:

Saçlarını kumaş parçalarıyla toplayan kızları çok çekici bulduğumu farkettim.

Şehirçi toplu taşıma araçlarında ayaktaysam ve yakınlarda biri inmek için yerinden kalkmışsa ve bu sırada oraya oturabilecek en az 3 kişi varsa 5 saniye kuralını devreye sokarım. Beşe kadar sayar kimse ayaklanmazsa pat diye otururum. Böylece o beş saniye insanların yüzündeki "acaba otursam mı?" telaşını görürüm.

04/06/2010 güncellemesi:

18 yıldır sadece birkaç ay gözlük taktım. Fakat bu sene yazın gözlük takmak istedim. Bilmiyorum sebebini. Fakat hoşuma gidiyor. Ve şunu düşünüyorum, "güneş gözlüğü varken insanlar gözlerinizi göremez. Böylece hislerinizi, sözlerinizi, mimiklerinizi gizleyebilirsiniz." sahtekarca. Fakat bunun için gözlüklere ihtiyaç mı var?

05/06/2010:

In Rainbows albümünün çıktığı sene Radiohead dinlemeye başladım ve müzik tadımın değiştiği dönemdir, o dönem.

İstanbul'a gelmem de hayatımın bir başka dönemidir.

07/06/2010:

Küçüklüğümde giydiğim kazakların hepsi bedenime oranla büyüktü. Hep büyük kazak aldım. Kollarımı saklardım kazağın içinde.

08/06/2010:

Eski evimde pencere kenarına geçip saatlerce dışarı bakardım. İnsanları seyrederdim kimi zaman. Kimi zaman düşünürdüm, hayal kurardım. Pokemon Trainer olurdum genellikle. İzmir Town'da geçerdi hikayeler. Badge alamazdım fakat dünyayı kurtarırdım. Pokemonlar uzun çalışardan değil de binaların arka bahçelerinden çıkardı. Onix'im vardı. En net onu hatırlıyorum.

Genellikle konuşma konusunda özürlüyüm. Yani sıradan konuşmalardan bahsetmiyorum burada. Konuşurken ağzımı açamam, fikirlerimi belirtemem. Daha sonra bu konuşmalar, dialoglar beynimde döner, düşünürüm sürekli. Ve "şöyle yapsaymışım, böyle deseymişim." diye düşünürüm ister istemez. Ama o an onları söyleyemediğim için kaybederim.

16/06/2010:

Eski yazılarım soru soruyordu. Sorular sorarak yazmaya başlıyordum. Artık çoğunlukla cevap vererek yazıyorum.

28/06/2010:

Anima, Sia, Katie Herzig ile tanıştığım için çok mesudum.

Ne zaman Sia dinlesem istisnasız içime eder, apoletlerimi düşürür, kabuğumu kırar ve savunmasız hissederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder