18 Kasım 2009 Çarşamba

Şarhoş

Atın ölümü arpadan olsun dercesine içiyordu. Aklında o kadar dert vardı ki onlardan tek arınabildiği zaman aralığı damarlarında alkol gezerken bilincinin zayıfladığı anlardı. Rahatlamak içmek istiyordu. Adeta bir trapez ustası gibi hissediyordu o zaman kendini. Tek fark ipin üzerinde değil kendi hayatı üzerinde yürümesiydi. Ayık olduğu zamanlar hayat daha acıydı. Oysa içerken her yudumda gerçekler biraz daha flulaşıyor, hayat biraz daha pembeleşiyordu.

O gün yine içmeye gidecekti. Hafiflemek adına. Ve yanındaki yeni bir yer bulduğunu söyledi. Yola çıktılar. Alkolün benliğini hafifleteceği duygusu onu mutlu etmeye yetiyordu. Sadece içmek ve arınmak istiyordu çünkü. Otokontrolünü hafifletmek, ağzına koyduğu kelime filtresini kaldırmak ve içinden gelen her sözcüğü dışarı dökmek istiyordu.

Oturup konuşmaya başladıklarında ise biten sigarasının ardından yenisini yakıyor. Bardağını yanındakinden iki belki de üç kat hızlı içiyordu. İçtikçe hafifliyor ne derdi varsa anlatıyordu. Aldığı cevaplar onu tatmin etmese bile içiyordu. Çünkü elinde sigarası masasında bardağı duruyordu. Her konuşmaya başlamadan önce bir yudum alıyor, cevaplar ona yetersiz geldikçe bir yudum daha alıyordu. Bir süre daha bu şekilde devam ettikten sonra duyduklarına aldırmamaya hislerine kulak vermeye başladı.

Bilinçleri ayarını bulup cennete bir adım daha yaklaştıklarını hissettiklerinde kalktılar ve yürümeye başladılar. Biri her gün içmek sarhoş olmak istiyordu. Fakat alkolün etkisiyle yanındakinin aklından geçenleri okuyamıyordu. Temiz hava almak ve sarhoş edebiyatı yapmak için sahile doğru yürüdüler. Deniz onlara uzak değildi çünkü onlar bir adada yaşıyorlardı. Martılar uçuyor, gemiler de irili ufaklı geziyorlardı etrafta.

Yorulduklarında oturacak bir yer aradılar. Denize karşı sigara içip bu ruh halini muhafaza etmek istiyordu. Bir bank bulduklarında oturdular ve seyretmeye başladılar. Sigaraların söndüğü görülmüyordu. Hissedemediği tanımlayamadığı bir his vardı içinde. Fakat alkolle karışınca aramasına gerek kalmıyordu. O nasılsa bir zaman sonra kendini belli edecekti. Ayılıp acılar bir bir yüzüne vurmaya başladığında...

Bir an mutlu olduğunu hissetti. Kendini farklı özel hissetti. Tıpkı herkesin siyah beyaz olması ve onun yeşil bir atkı takması gibi. O an benzersizdi. Hiç bitmesin istedi. Yeniden alkol bulup bu anı alkol şişesine koyup saklamak istedi. Ama elinde değildi. Zaman geçiyordu ve ayılıyordu.

Ayıldığında yalnızdı ve gerçekleri onu dört bir yanından dürtüyordu. Rahatsız edici bir şekilde. Aniden düşündü ki tekrar yanında birisi olması için alkol alması gerekiyordu.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Which One?



We are the angry mob
We read the papers everyday
We like who we like
We hate who we hate
But we're also easily swayed
[x9]




Said, if you want to call me baby
Just go ahead now
And if you'd like to tell me maybe
Just go ahead now
And if you wanna buy me flowers
Just go ahead now
And if you'd like to talk for hours
Just go ahead now




In the morning
You know you won't remember a thing
In the morning
You know it's gonna be alright

Are you really gonna do it this time?
Are you really gonna do it this time?
Are you really gonna do it this time?
Are you really gonna do it this time?

10 Kasım 2009 Salı

Eğer birini seviyorsan özgür bırak ve ayağına taşlar bağla. Kaçmaya çalışacaktır. Bir süre sonra bacakları çok güçlenecek. Taşları çözdüğünde çok yükseğe zıplayabilecektir. Dönerse müjde, bir çekirgeniz oldu. Dönmezse zaten hiç senin olmamıştı.
Cem Dinlenmiş Penguen Dergisi 2009/16

Now i'm dead!

Aslında ben hiç var olmadım. Hiç yaşamadım. Kendi adıma hiçbir şey yapmadım. Kafanızda bir Mert olgusu var fakat ben ne yaptığımı bilmeden yaptım. Kimin üzerinde ne etkim olduğunu fark etmeden etkiledim.

Ben yalnızken değersizim.

Çünkü herkes için farklı bir anlam ifade ediyorumdur herhalde. Ne yaptığımı kestiremiyorum bazen. Kontrol sezim pasifize oluyor. Ve hepinizin kafasındaki Mert olgusuyla var oluyorum. Kendimi tanımıyorum ve spontane yaşıyorum.

Eğer ben ormanda doğsaydım. Anamı babamı bile bilmeseydim ve hiç kimse ile konuşmasaydım. Yine de yaşamış olur muydum? Kimse beni hatırlamayacak, kimse için anlam ifade etmeyeceğim. O zaman da yaşamış olur muydum? Tamam insan sosyal bir varlıktır. Ona lafım yok. Lakin ben Heidi'nin büyükbabası olsaydım ve Heidi de eşşek cennetinde "free boat ride for 3" kazansa idi o vakit ne olacaktı? Beni kimse tanımaycaktı ve ben dünya için 'yok' olacaktım.

Dünya benim için ne ifade ediyor?

Tanıdıklarım ve onların hayatlarına yaptığım etki. Nasıl Venezuela'daki bir işçinin direkt olarak benim hayatıma bir etkisi yoksa benim de Hong Kong'daki bir pub'a katkım yok. (tabi kaos teorisini ve küreselleşmeyi işin içine katarsak ne komplo teorileri çıkar var ya)

Benim varlığımı pekiştiren ve oluşturan yegane unsur çevremdekilere etkim ise bunu genele vurduğumuzda çevremdekilerin bana etkisi ile bende şekillenen şeyler ve herkesin herkeste yarattığı etkilere bakılırsa muazzam bir mozaikle karşı karşıya kalıyoruz.

Lakin demem odur ki insanları etkilemekten memnunum. Ve etkilenmekten. İnsanız oğlum, konuşa konuşa sonuçta. Ben insanları etkileyebildiğim, hafızalarında yer edebildiğim ve hatırlandığım ölçüde var olduğumu düşünüyorum. Çünkü çevrem olmasa ne konuşabilirim, ne yazabilirim ne de konuşabilirim.

Yaptığımız her şey diğerleri tarafından pozitif ya da negatif bir reaksiyonla karşılansın diye yapılmıyor mu?

Hasta notu: AY BOĞAZIM! ÖLÜYORUM LAN! SİGARAYI BİLE IKINA IKINA İÇİYOM!

9 Kasım 2009 Pazartesi

Akşam Gazı

Ben gavur toprağında yaşamak istiyom. Ne kadar zor olabilir ki? İskandinavya yeter bak bana mesela. Zaten Avrupa toprağı her yer. Bayramda seyranda gönlümce gezerim Avrupayı. Yazları İngiltere'ye gider Alexisonfire, Enter Shikari, God is an Astronaut, Death Cab for Cutie konserlerine giderim. Bi de param da olur belki o zamanlar. Alamanya birası içerim. İskandinavya'ya giderken yanıma sele zeytin, beyaz peynir, turşu ve komikresimler.com arşivimi götürürüm. Ecnebi arkadaşlara göstereyim gülsünler. Sonra bir tane de 74 Volkswagen Beetle çakarım kapımın önüne. Kelebek camını açar yolları fethederim. Bir de oradaki internet de daha kalitelidir şimdi. Gavur memleketlerinde bölümler çıkar çıkmaz çekerim anasını satayım. Dragon Age'i 15 dk'da çekerim.Albümlerimi orjinal alır, ebay/amazon fag olurum.Tayyip davosa gideceği zaman ben de izin alırım işten. Giderim ve "hani gelmezdin itoğlu" derdim. Tabi orada adamların oturmuş bir ekonomileri vardır muhakkak. Yani bir iktisatçı olarak rahat masa başı bir iş buluruz heralde. Sonra evi imba yaparım. Ufacık ama turşucuk misali. Konsoldan geçilmez. Bir de tayinim çıkıyormuş Eureka'ya deniz aşırı falan ama giderim valla. Uçak eşşek üretirim orda. Bir de şimdi İskandinavya soğuk memlekettir. Orada kömür de yakılmaz, battaniyelerle ısınırız artık. Ama yaz kış soğuk ya terlemeyiz o nedenle TER KOKULARINA SON! Türkiye'den giderken bir de yanıma demlikle Rize çayı alacağım. Gavur çayı nolur nolmaz.

İyi saçmaladım yeter.

Hayal kurmak da parayla değil ya?

PS: GIAA'a sevgiler.

7 Kasım 2009 Cumartesi