
Yine bir boşluğu düştüm. Şuursuzca yaşıyor gibiyim. Boşlukta yuvarlanıyor gibi hissediyorum. Belki de sıcaklardan bunaldım. Güz gelmeli artık. Beremle kulaklığımla sararmış yapraklar basıp çatırtılarını hissederek yürümek istiyorum. Yanımdan geçen insanları seyrekmek, tepkilerini izlemek istiyorum.
Hava soğuduğunda berem bir numaralı aksesuvarım olur benim. Neden bilmem ama severim bere takmayı. Belki de kafamı sıcak tutuğu içindir. Ya da soğuğun içinde sıcağı hissettirdiği için yaşıyor hissi verir insana.
Eski silik bir anı geldi aklıma;
Ekim, Kasım gibi bir şey olacaktı takvim yaprağının gösterdiği tarih. Alsancakla Gümrük arasındaki en sakin en canlı yol olan sevgi yolu güzergahından yürüyordum. Yağmur yağmış yerler ıslanmış. Radiohead dinliyorum. Başımda bere elimde sigara. Ve dümdüz yürüyorum. Huzur bulduğumu hissetmiştim o an.
Hatırlamıyorum nedenini. Aidiyet duygumun tavan yapmasından da olabilir. Emin olamıyorum. Sadece yürüyordum boş ve düz yolda.
Üşümeyi seviyorum aslında. Yaşamı hissettiriyor. Heleki elim, burunum ucu, kulaklarım üşüyorsa daha mutlu daha neşeli oluyorum. Soğuk ama üşütmüyor. Aksine lokal serinlikle beraber bir sıcaklık getiriyor.
Hatırlamıyorum ilk ne zaman bulaştım bu bere işine ama babannem sağolsun kaybettikçe yenisini diktirdim. Ben kaybettim ertesi günü yünü aldı ve akşamına hazırlı yeni berem.
Öyle çok şatafat, şaşa sevmem zaten. Düz siyah bere. Bildiğin paçavra yani. İp parçası.
İzmirde doğup büyümemden kaynaklanan bir olay da hiç belime kadar onu geçtim bileğime kadar kara batmamış olmam. Götümü donduran bir kar kış kıyamet görmedim. Hiç denecek kadar az saysak bile.
Ama güzün tadı başka. Kimisi deniz kum güneş der durur oysa benim ne deniz ne kum ne de güneş üzerine heveslerim var. Soğuk olsun üşüyeyim yavaş yavaş.
Ve yeniden yaşadığımı hissedeyim.
PS: Çok dengesiz bir yazı oldu farkettim ama olsun artık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder