Değiş, çalkalan, otur, Eskisi gibi değil hiçbir şey. Ve hiçbir şey eskisi gibi 'temiz' olmayacak. Peki, o zaman bugün? Yeni aslında üstte yazılan satır bu satırdan daha 'iyi' yazıldı. Çünkü daha masumdu. Şu an gelecekte 'temiz geçmiş' olacak değil mi?
'Neden kirlenilir?' Sorusu gelir o zaman hemen ardından. Cevap zaman olabilir. İnsanlar değişir farkında olmadan. Eskiden iyi yaptığı işleri yapamaz duruma gelebilir. Zaman zaman yakınılır ama bu o'dur.
Eski alışkanlıklar yersiz kalır. Zamanla unutulur. Yeniler gelir eskileri arkaya ittirilir. Onlar sıkışır. Tozlu rafları temizleme zamanı geldiğinde orda olduklarının farkına varılır.
'60'lar, 70'ler, 80'ler, 90'lar, hatta 2000'ler ne güzeldi!' geykleri yapılır. Hafif meşrep nostajisi ile. Ama 2020'de de '2010'lar ne güzeldi!' geyiği yapılır, yapılacaktır. Çünkü geçmişe özlem hep varolacaktır.
Bugün de güzeldi aslında. Pişmalıklarla, heycanlarla, üzüntülerle, sevinçlerle birlikte geçmişten gelip geleceğe yürümek.
GEçmişin kadar varsın. Geçmiş oluşturur kişiyi. Kişisel tercihler işte... Peki gelecek geçmişe sadakat ise geçmiş geleceğe ket vurmaz mı?
Birçok şey kalır geçmişte, bırakırsın orda öylece. Önceliklerinden çıkmıştır çünkü o artık. Yeni şeyler cezbeder.
Alışkanlıklar? GEçmişteki alışkanlıklar? Gelecek alışkanlıklar?
Hal? Tavır? Düşünce? Bunların geçmiş ve gelecek varyasyonları?
Eskiden yanlış gelen şeyi şimdi doğru bulmak fakat tepki göreceği için pratiğe dökememek?
İtirazsız kabul?
Daldan dala.
Yanımıza kâr kalan tek şey geçmiş güzel anılar.
Bugün, geçmiş ile gelecek arasındaki sıkışmışlıktır.
Ömür bir gündür, belki de o gün bu gündür.
17 Aralık 2008 Çarşamba
19 Nisan 2008 Cumartesi
Benim köşem v4.0
İlham gelir ve gider. Odamı paylaştığım kuş sağolsun bu saatte anırmaya başladı. Ev halkı ayağa kalkmasını engelleyene kadar şevk kaçtı. O zaman köşeme kurulmalıyım ne yapayım sana köşe. Köşeye kurulduğum tamam ama ne anlatayım sana...
Soğuk.
Soğuk aklıma geldi. Soğuktan bahsedeyim sana. Soğuk daha güzel değil mi defter. Karşıtıyla var olduğu gerçeğini göz ardı etmek istiyorum sıcak olmasın. Vıcık vıcık olmasın. Soğuk olsun daha iyi. En azından tedbirimi alır öyle çıkarım dışarı. Kat kat giyinir çıkarım. Hafif bir ürperti derinden yaklaşır. Isınacağını bilir ve üşürsün ama güzel olur. En azından derine yapışmış her gözenekten ter fışkırmaz.
Tamam defter olmadı saçmaladım.
Eskiye özlem nedir köşe? Atari ile gece geç saate kadar oturup çok ısınmış yat dendiği an.
Olmadı köşe bundan da bir şey çıkmadı.
Amores perros geldi aklıma. Var mı böyle bir film. Varsa ben izlemedim ama beni böyle etkileyen başka bir film olmadı. Üç kişi ve tek olay. Bir anda birbirine bağlanır ve "Meksico City için bile alışılmadık türde bir vahşet doğacaktır bu hayat girdaplarından..."
Bu gece sek sek oynuyorum seninle köşe.
Voleybol oynamak istiyorum köşe. Sakatlık ve sekteye uğramak kötü ama kaşındım be köşe ben arandım ve buldum. Şimdi zıplamaya korkuyorum ve tedirginlik duyuyorum. Ayıptır söylemesi bileğimi burktum bir iki ay önce ve davul gibi bir ayağa sahiptim. Geçti ama tekrarlanmasından korkuyorum köşe. Bir an gelip patlama yaşayıp çatır çutur vurayım ki topa anca kendime geleyim iyileştiğimi kafama sokayım.
Neyse köşe daha fazla saçmalayamıyorum. Bir daha görüşene dek hoşçakal. Görüşürüz.
Soğuk.
Soğuk aklıma geldi. Soğuktan bahsedeyim sana. Soğuk daha güzel değil mi defter. Karşıtıyla var olduğu gerçeğini göz ardı etmek istiyorum sıcak olmasın. Vıcık vıcık olmasın. Soğuk olsun daha iyi. En azından tedbirimi alır öyle çıkarım dışarı. Kat kat giyinir çıkarım. Hafif bir ürperti derinden yaklaşır. Isınacağını bilir ve üşürsün ama güzel olur. En azından derine yapışmış her gözenekten ter fışkırmaz.
Tamam defter olmadı saçmaladım.
Eskiye özlem nedir köşe? Atari ile gece geç saate kadar oturup çok ısınmış yat dendiği an.
Olmadı köşe bundan da bir şey çıkmadı.
Amores perros geldi aklıma. Var mı böyle bir film. Varsa ben izlemedim ama beni böyle etkileyen başka bir film olmadı. Üç kişi ve tek olay. Bir anda birbirine bağlanır ve "Meksico City için bile alışılmadık türde bir vahşet doğacaktır bu hayat girdaplarından..."
Bu gece sek sek oynuyorum seninle köşe.
Voleybol oynamak istiyorum köşe. Sakatlık ve sekteye uğramak kötü ama kaşındım be köşe ben arandım ve buldum. Şimdi zıplamaya korkuyorum ve tedirginlik duyuyorum. Ayıptır söylemesi bileğimi burktum bir iki ay önce ve davul gibi bir ayağa sahiptim. Geçti ama tekrarlanmasından korkuyorum köşe. Bir an gelip patlama yaşayıp çatır çutur vurayım ki topa anca kendime geleyim iyileştiğimi kafama sokayım.
Neyse köşe daha fazla saçmalayamıyorum. Bir daha görüşene dek hoşçakal. Görüşürüz.
27 Şubat 2008 Çarşamba
Benim köşem v3.0
selam köşe bundan sonra bu köşenin adeti olsun yazarken müzik dinleyeceğim ne ne dinlediğimi yazacağım. Evet açılış cat stevens-wild world. Cat ne adamdı ya küçükken dinlerdim (0-7) sonra her türk genci gibi pop dinledim (7-10) sonra yabancı pop (10-12) sonra moda rock grupları (12-16) sonra yani şu an da rahat ettiğim müziği dinliyorum aslında her zaman rahat ediyordum ve zevk alıyordum dönemin koşullarına göre bakılınca en iyisini dinlemişim aslında. He ne diyordum cat yani yusuf (islam) bilmiyorum doğru yolu buldu mu bulmadı mı ama diskografisi şart oldu =)
Pek güzel bir haberin var sana internet hayatımdan bu yana kotasız diye debelendim ve nihayet önümüzdeki ay kotam ne kadar oldu acaba derdi olmadan indireceğim diskografileri.
Ağzımdaki baklayı görmek istermisin köşe gerçi daha ıslanmadı bile ama olsun. Bak bu da bakla;
Sanırım nip/tuck da quentin için söylenmişti. "Başkalarının zayıflıklarını yüzüne vurarak kendini yükseltemezsin." Ne kadar vahşice değil mi? özümüz gibi atalarımız gibi. Güçlü olan ayakta kalır. Güçsüz olmayı kim seçti? Kim ben bu oyunda güçsüz aciz bir karakter canlandıracağım derki? En basitinden futbol oyunlarında oyuncu yaratırken forvet yaparız oyuncumuzu. Gol atsın, göze batsın, bir numara olsun diye. Evet biliyorum başka etkenlerden dolayı burda kesmek zorunda kaldım. İlhamın içine ettiler. Kapattım burda köşe güle güle belki v3.1'de görüşürüz...
Pek güzel bir haberin var sana internet hayatımdan bu yana kotasız diye debelendim ve nihayet önümüzdeki ay kotam ne kadar oldu acaba derdi olmadan indireceğim diskografileri.
Ağzımdaki baklayı görmek istermisin köşe gerçi daha ıslanmadı bile ama olsun. Bak bu da bakla;
Sanırım nip/tuck da quentin için söylenmişti. "Başkalarının zayıflıklarını yüzüne vurarak kendini yükseltemezsin." Ne kadar vahşice değil mi? özümüz gibi atalarımız gibi. Güçlü olan ayakta kalır. Güçsüz olmayı kim seçti? Kim ben bu oyunda güçsüz aciz bir karakter canlandıracağım derki? En basitinden futbol oyunlarında oyuncu yaratırken forvet yaparız oyuncumuzu. Gol atsın, göze batsın, bir numara olsun diye. Evet biliyorum başka etkenlerden dolayı burda kesmek zorunda kaldım. İlhamın içine ettiler. Kapattım burda köşe güle güle belki v3.1'de görüşürüz...
20 Şubat 2008 Çarşamba
Benim köşem v2.0
evet köşe bu ayki 2. gelişim bu köşeye. Bu köşeyi doldururken anima dinlemeye karar verdim açılışı yağmurla gelen'de kıldım. Mızıka ne güzel bir alet değil mi köşe? böyle içli içli sanki ağlıyormuşçasına hüzünlü. Aslında çok basit alet. Bir kaç delik sen üfle ses çıksın. Basitte notaya pek ihtiyaç yok saçmala gitsin. Rahatlatan bir ton bul ve devam ettir kolay ama değil mi köşe? Bu arada şarkı bitti köşe bu sefer son şarkı çalışıyor o da güzel. Anima da biraz melankolik sanki ama güzeller seviyorum ayrı bir tatları var. dağılmışlar hem de yazık oldu üzüldüm. Orda makinadaki ayıların bas gitarcısı da çalıyordu. Neyse köşe anladık burda özgürüm saçmalamaya müsamaha var ama abartmıyım, değil mi köşe?
efendim gelelim sebeb-i ziyaretime;
ben bu aralar alıngamın heralde köşe. Çünkü yakın bir zamandaki (hatta çok yakın :D) yapığım bir hatadan dolayı suçluluk duyuyorum. Ve bu duygudan kurtulana kadar istemsiz olarak yaptığım herşeyde suçluluk hissediyorum. Kendimide üzüyorum ve hırpalıyorum. Etrafıma da zarar veriyorum belki. Bu da bir geçiş süreci sanırım ama farklı şeyler hissediyorum bu geçiş sürecinde. Evet dengesizim ama ne yapabilirim.
Tamam bugünlük kesiyorum köşe güle güle..
efendim gelelim sebeb-i ziyaretime;
ben bu aralar alıngamın heralde köşe. Çünkü yakın bir zamandaki (hatta çok yakın :D) yapığım bir hatadan dolayı suçluluk duyuyorum. Ve bu duygudan kurtulana kadar istemsiz olarak yaptığım herşeyde suçluluk hissediyorum. Kendimide üzüyorum ve hırpalıyorum. Etrafıma da zarar veriyorum belki. Bu da bir geçiş süreci sanırım ama farklı şeyler hissediyorum bu geçiş sürecinde. Evet dengesizim ama ne yapabilirim.
Tamam bugünlük kesiyorum köşe güle güle..
9 Şubat 2008 Cumartesi
Bireysel evrim
Sanırım bir değişim süreci yaşıyorum. İlgi alanlarım değişiyor, tepkilerim değişiyor, hislerim değişiyor, tarzım değişiyor, giydiklerim değişiyor, hoşlandığım şeyler değişiyor kısacası toptan bir değişim var. Zamanla değiştiremeyeceğim şeyler dışında kalan her şey değişecek gibi geliyor. Kaçınılmaz bir olay bu. Tamam kabul. Sanırım bu yüzden yazamıyorum. Bir süre sonra farklı konularda daha uzun yazacağımı hissediyorum o ayrı.
Biraz da hayatımdaki değişikliklere bakayım şimdi. Her şeyden önce sevdiğim var. Evet, blog seviyorum. Kategorize etmeden, analizde bulunmadan böylece kabul ediyorum sevgimi. Tabi şu an ona söylemedim zaten beceremem. Yazmak daha çok hoşuma gider. Daha saf olduğuna inanırım. O da... Yok yok onun adına yorum yapmayacağım. =)
Dinlediğim müzik değişiyor. 1960 2000 arası gidip geliyorum ama 2000den bir gün ileri gitmek istemiyorum. Bunlar daha iyi en azından savundukları bir düşünce var.
Küçükken bilim çocuk alırdım. Ve bir sayısının kapağında 2000'lere geçinecek her şey bir anda değişecek gibi gelirdi. Robotlar androidler güya uzay çağı. Öyleyse neden ben hala bir yerden bir yere giderken 45 dk kaybediyorum. Basit bir hesapla: 45*2=90 (gidiş geliş) günde 1.5 saat yolda minimum. 90*30=2700 2700/60=45 yani ayda 45 saatim yollarda geçer. Durakta bekleme süresini de kat işin içine etti mi sana 2 gün. Yani bir ayda 2 günümü koskoca 2 günümü yollarda harcıyorum. Bu ne cömertlik?
İnançlarım değişiyor. Tanrıyı içimde hissediyorum ama dinler mantıklı gelmiyor artık. Tanrıyla arama bir olguyu daha ekleme gereği duymuyorum.
İnandıklarım değişiyor. An oluyor pragmatik, an oluyor septik düşünüyorum tabi bunlar çoğaltılabilir. Ne düşündüğümü bilmiyorum. Daha önce oluşturulmuş hangi kategoriye girdiğini bilmiyorum ama düşünüyorum.
Değer verdiklerim değişiyor. Oyungezer gibi bir dünya var ayrı bir dünya. Yavaş yavaş tanıyorum hepsini. Tüm oyungezerler kıymetli benim için.
Hayallerimdeki yaşa yaklaşıyorum ama hayallerimi gerçekleştirme konusunda hala net olmayan yerler var ama olsun gün gelir oralarda aydınlanır. =)
Alışkanlıklarımda değişiyor ama fark ettirmiyor ya da fark etmek istemiyorum.
Sağlığımı önemsemiyorum eskisi kadar. 60'ımı kadar yaşama istediğim var tabi bunu uzatabilme opsiyonum da var karşıma çıkacaklar doğrultusunda. Doktorların faydalı olduğunu düşünmüyorum. Bugün babannem anlattı; alt komşu gözü için doktora gidiyor biri ameliyat diyor diğeri ilaç veriyor. Bu dengesizlikte doktorlara güvenmemek ve biyolojik olarak kendi kendime iyileşmek daha iyi görünüyor gözüme.
Kıymet bilmeye başlıyorum sanırım. Değerlerim olgunlaşıyor heralde.
Değişimim kaçınılmaz ve şu an bir süreçten geçiyorum. Örneklemek gerekirse ben bir kum ve değerli taş karışımı bir birikinti olayım. Bir eleme sürecin geçiyorum değil mi. Bu eleğin küçücük deliklerinin olmasını umayım. Bir kevgir olmasın bu elek. Bu kumdaki taşlar kalsın elekte ve sadece değerli taşlar kalsın beni büyüten geliştiren...
not: daha sonra bazı konularda daha geniş açıklamalar olacaktır =) şimdilik bu kadar benden...
Biraz da hayatımdaki değişikliklere bakayım şimdi. Her şeyden önce sevdiğim var. Evet, blog seviyorum. Kategorize etmeden, analizde bulunmadan böylece kabul ediyorum sevgimi. Tabi şu an ona söylemedim zaten beceremem. Yazmak daha çok hoşuma gider. Daha saf olduğuna inanırım. O da... Yok yok onun adına yorum yapmayacağım. =)
Dinlediğim müzik değişiyor. 1960 2000 arası gidip geliyorum ama 2000den bir gün ileri gitmek istemiyorum. Bunlar daha iyi en azından savundukları bir düşünce var.
Küçükken bilim çocuk alırdım. Ve bir sayısının kapağında 2000'lere geçinecek her şey bir anda değişecek gibi gelirdi. Robotlar androidler güya uzay çağı. Öyleyse neden ben hala bir yerden bir yere giderken 45 dk kaybediyorum. Basit bir hesapla: 45*2=90 (gidiş geliş) günde 1.5 saat yolda minimum. 90*30=2700 2700/60=45 yani ayda 45 saatim yollarda geçer. Durakta bekleme süresini de kat işin içine etti mi sana 2 gün. Yani bir ayda 2 günümü koskoca 2 günümü yollarda harcıyorum. Bu ne cömertlik?
İnançlarım değişiyor. Tanrıyı içimde hissediyorum ama dinler mantıklı gelmiyor artık. Tanrıyla arama bir olguyu daha ekleme gereği duymuyorum.
İnandıklarım değişiyor. An oluyor pragmatik, an oluyor septik düşünüyorum tabi bunlar çoğaltılabilir. Ne düşündüğümü bilmiyorum. Daha önce oluşturulmuş hangi kategoriye girdiğini bilmiyorum ama düşünüyorum.
Değer verdiklerim değişiyor. Oyungezer gibi bir dünya var ayrı bir dünya. Yavaş yavaş tanıyorum hepsini. Tüm oyungezerler kıymetli benim için.
Hayallerimdeki yaşa yaklaşıyorum ama hayallerimi gerçekleştirme konusunda hala net olmayan yerler var ama olsun gün gelir oralarda aydınlanır. =)
Alışkanlıklarımda değişiyor ama fark ettirmiyor ya da fark etmek istemiyorum.
Sağlığımı önemsemiyorum eskisi kadar. 60'ımı kadar yaşama istediğim var tabi bunu uzatabilme opsiyonum da var karşıma çıkacaklar doğrultusunda. Doktorların faydalı olduğunu düşünmüyorum. Bugün babannem anlattı; alt komşu gözü için doktora gidiyor biri ameliyat diyor diğeri ilaç veriyor. Bu dengesizlikte doktorlara güvenmemek ve biyolojik olarak kendi kendime iyileşmek daha iyi görünüyor gözüme.
Kıymet bilmeye başlıyorum sanırım. Değerlerim olgunlaşıyor heralde.
Değişimim kaçınılmaz ve şu an bir süreçten geçiyorum. Örneklemek gerekirse ben bir kum ve değerli taş karışımı bir birikinti olayım. Bir eleme sürecin geçiyorum değil mi. Bu eleğin küçücük deliklerinin olmasını umayım. Bir kevgir olmasın bu elek. Bu kumdaki taşlar kalsın elekte ve sadece değerli taşlar kalsın beni büyüten geliştiren...
not: daha sonra bazı konularda daha geniş açıklamalar olacaktır =) şimdilik bu kadar benden...
6 Şubat 2008 Çarşamba
Benim köşem v1.0
Evet bu başlık benim köşem ve bu köşede kendime sınırsız özgürlük hakkı tanıdım. Yani daldan dala atlaya bilirim, tek cümle yazıp bırakabilirim ya da daha sonra belki üstüne yazı yazacağım bir konuyu burda düşünebilirim... Ama burda özgürüm çünkü özgürlüğümü kısıtlayacak bir otorite yok. Tıkandığımda buraya yazacağım kafama göre saçmalayacağım. Evet saçmalama konusunda da özgürüm ama mantıklı saçmalayacağım kuru saçma olmayacak yani =) özünü belirttiğime göre daldan dala atlayabilirim =)
mrclown, ayna-i marzi ve neox teşekkür ediyorum. Çünkü ufkumu açtınız ve sosyal amaç güdmeden sadece kendim için yazacağım ve sizlerle paylaşacağım. bu blog'u takip edenlere sunacağım.
meyveyi var eden ağaçtır. "hegel"
henüz meyveyim ve yazarak ağaç olmak istiyorum. pat diye üstün harikulade yazılar çıkaramam bunu beklemek de aklın ucundan geçirmekte hata olur. yazayım ki gelişeyim... =)
Ve birkaç giriş sözcük öbekleri burda kalsın belki lazım olur =)
kirli çıkı...
reşit saltanatı...
yapısal içsellik...
yol ver yolcu. Bırak geçeyim. Sen kendi yoluna git, ben kendi yoluma...
sanırım bu kadar yeter devamı sonra =)
özgür köşem benim köşem =) (çok mu megaloman oldu ne =)
mrclown, ayna-i marzi ve neox teşekkür ediyorum. Çünkü ufkumu açtınız ve sosyal amaç güdmeden sadece kendim için yazacağım ve sizlerle paylaşacağım. bu blog'u takip edenlere sunacağım.
meyveyi var eden ağaçtır. "hegel"
henüz meyveyim ve yazarak ağaç olmak istiyorum. pat diye üstün harikulade yazılar çıkaramam bunu beklemek de aklın ucundan geçirmekte hata olur. yazayım ki gelişeyim... =)
Ve birkaç giriş sözcük öbekleri burda kalsın belki lazım olur =)
kirli çıkı...
reşit saltanatı...
yapısal içsellik...
yol ver yolcu. Bırak geçeyim. Sen kendi yoluna git, ben kendi yoluma...
sanırım bu kadar yeter devamı sonra =)
özgür köşem benim köşem =) (çok mu megaloman oldu ne =)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)